Ana Menü
Ana Sayfa
Sohbet
Forum  
Manzara Resimleri
Hazır SMS ler
Kitap
Sinema
Rüya Tabirleri
Yükselen Burcunuz
Ne lazımsa burda
Dua Dinle
Televizyon
Duvar Yazıları
Pagerank
Toplist
 Oyunlar
Tavla
Okey
Bilardo
Batak
King
 Resim Galerisi
Gül Resimleri
Manken Resimleri
Bebek Resimleri
Aşk Resimleri
Araba Resimleri
Manzara Resimleri
Dini Resimler
 Taraftar Köşesi
Fenerbahce
Beşiktaş
Galatasaray
Trabzonspor
 Şans Oyunları
Sansa Bak
On Numara
Şans Topu
Sayısal Loto
Milli Piyango
Atyarışları
 iRc Hakkında
iRc Komutları
Op-Sop Kuralları
miRc Script
 Faydalı Linkler
Tc Kimlik No
SSK Hizmet Dökümü
Emekli Sandığı
Bağkur
Bilinmeyen No'lar
AÖF Sonuçları
KPSS Sonuçları
Telefon Faturaları
İl Trafik Kodları
Hava Durumu
Posta Kodları
Kategoriler
Msn Resimleri
Sohbet Odaları
Msn ifadeleri
Hosting
Borsa
Oteller
Web Tasarımı
Hastahaneler
Turizm - Acenta
Bankalar
AOF Büroları
Tren Seferleri
                   Askdiyarim.Com Anadolu Kadını Kendine Bakıyor
Avon Kozmetik Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. Pazarlama Müdürü Binnaz Dinçer, satış potansiyeli açısından büyük şehirler ile Anadolu şehirleri arasında büyük farklılıklar olmadığını belirtti.

Türkiye’de kadınların daha çok makyaja önem verdiğini, bu yüzden satışlarda makyaj ürünlerinin ön planda olduğunu söyleyen Binnaz Dinçer, “Kadın her yerde kendine bakıyor ya da en azından kendine bakan kadın bizim müşterimiz oluyor. Satış potansiyeli açısından bir fark yok” dedi.

Dinçer, doğrudan satış sektöründe faaliyet gösteren Avon’un, 2003 yılı sonu itibariyle Türkiye’de 100 bini aşkın temsilcisi bulunduğunu söyledi. Bu rakamın beklentilerinin altında bir rakam olduğunu, Türkiye’de daha gidecek çok yol bulunduğunu ifade eden Dinçer, “Bin nüfusa 3 temsilci gibi bir hedefimiz var. Dolayısıyla rahatça 200 bin temsilciye ulaşmamız gerekir” dedi.

Binnaz Dinçer, Avon’un 2003 yılının Mayıs ayında Eczacıbaşı ile olan ortaklığını bitirdiğini anımsatarak, Avon yönetiminin Türkiye’den çok şey beklediğini dile getirdi. Binnaz Dinçer, 2003 yılını iyi kapattıklarını belirterek, bunda dövizde çok fazla dalgalanma yaşanmamasının payının büyük olduğunu vurguladı.

“KADIN HER YERDE KENDİNE BAKIYOR”
Dinçer, Türkiye genelinde, büyük şehirler ile Anadolu şehirleri arasında satış potansiyeli bakımından büyük farklılıklar olmadığını belirterek, şu görüşleri dile getirdi: “Kadın her yerde kendine bakıyor ya da en azından kendine bakan kadın bizim müşterimiz oluyor. Satış potansiyeli açısından bir fark yok. Hatta daha orta çaplı şehirlerde daha başarılıyız. Çünkü büyük şehirlerde alternatif çok ama orta veya küçük şehirlerde alternatif az olduğu için Avon daha cazip geliyor. Fiyatları da uygun olduğu için tercih ediliyor.”

Binnaz Dinçer, Türkiye’de kadınların daha çok makyaja önem verdiğini, bu yüzden satışlarda makyaj ürünlerinin ön planda olduğunu söyledi. Kadınların en çok satın aldığı ürünün ruj ve göz kalemi olduğunu kaydeden Dinçer, cilt bakımının da bazen para bazen de eğitimsizlik nedeniyle pek tercih edilmediği dile getirdi.

Dinçer, satış temsilcilerinin yüzde 95’inin bayanlardan oluştuğunu belirterek, başarının bölgeyle değil kişinin performansıyla ilgili olduğuna işaret etti.
AA
 

İki kadın iki hayat
ELİF ŞAFAK

İsmi Nurhayat. Ya da benim ona verdiğim ad bu. Temizliğe gidiyor evlere haftanın beş günü. Kocası sakat olduğu ve sakatlara bu memlekette ikinci sınıf insan muamelesi yapıldığı için, evin geçim yükü tamamen Nurhayat’ın omuzlarında.
Kendini bildi bileli çalışıyor o da. Bir tek hafta sonları çalışmak istemiyor el kapılarında, çoluk çocuğuyla geçirecek o zamanı, kıymetli cumartesi pazarı. Miskin miskin pinekleyen onca insanınkinden çok daha kıymetli onun hafta sonları.

Henüz kırk ikisinde, genç daha. Ama üç kendinden, geriye kalanlar da çalışmaya gittiği evlerde olmak üzere on çocuk büyütmüş şimdiye kadar Nurhayat. Seviyor çocukları, seviyor işini, seviyor kendi parasını kazanmayı. Ama işte zaman zaman gözlerinden okuyorum yılgınlığı. Çok efkarlanırsa bir sigara yakıyor, ‘sigara kokusu koltuklardan, kıyafetlerden nasıl çıkarılır’ da dahil her türlü ev işi marifetini gayet iyi biliyor Nurhayat. Pırıl pırıl elinin değdiği her yer. “O temizlik malzemesi reklamlarında manikürlü hanımları değil, benim gibileri oynatmaları lazım gelmez mi?” diyor.

Nurhayat, bir arkadaşımın arkadaşının evinde çalışıyor senelerdir. Böyle tanıştım onunla. Yanında çalıştığı kadın üç evlilik yapmış şimdiye kadar, kalburüstü burjuva, kolej mezunu, ömrünün bir kısmını Avrupa’da, çoğunu da depresyonda geçirmiş. Sık sık âşık olup, sık sık terk ediliyor. Her ayrılıktan sonra başlıyor bir bunalım. Evden çıkmayıp kutu kutu mendiller dolusu ağlıyor. Ne zaman böyle çökse, bakıyorum Nurhayat eline kolonya alıp, bileklerini ova ova teselli ediyor onu. Bazı bazı payladığı da oluyor. “Aman sen de, amma da yaptın F. Hanımcım, dert ettiğin şeye bak. Giderse gitsin herif, seni sevmeyen adamı ne yapacaksın ki zaten? Bırak gitsin. Dert mi bu? Açlık var dünyada açlık!” Ardından pış pışlıyor Nurhayat kadını. “Hadi sen otur, ben sana bir kahve yapayım, iç, şükür de. Yarabbi şükür.”

İşin tuhaf yanı, arkadaşımın arkadaşına tesir ediyor bu sözler. Garip bir denge yakalamışlar seneler içinde. O evde kim ev sahibi, kim onun hizmetlisi ayırt etmek zorlaşıyor bazen. Nurhayat gürül gürül bir karakter. Ne istediğini bilen, kendini ezdirmeyen; ama yüreği kadifeden bir Anadolu kadını. Bilmiyor ki Nurhayat, arkadaşımın arkadaşına ondan çok kendisini görmeye gidiyorum ben. Bilmiyor ki Nurhayat, feyz alıyorum ondan. Senelerdir bu ilişki böyle.

Birkaç gün önce gene uğradım yanlarına. Ama bu sefer roller tersine dönmüş. Baktım Nurhayat’ın gözleri kan çanağı. Arkadaşımın arkadaşı yanında oturmuş, teselli etmeye çalışıyor onu. “Hayırdır?” dedim.

“Sorma,” dedi arkadaşımın arkadaşı. Çekti beni bir kenara. “Öldürülen gazeteci var ya hani, Ermeni’ymiş. Tanımaz etmez adamı, ona ağlıyor bizim deli.” Bakışıyoruz. “Sen konuş da kendine gelsin,” diyor bana. “Ona ne elalemden. Öyle her tanımadığımızın arkasından ağlarsak iyi valla.” Sonra fısıldıyor kulağıma. “Kastamonulu di mi bu kadın? Yoksa Nurhayat da mı Ermeni?”

Salona geçip yanına oturdum. “Yazık be, yazık,” dedi Nurhayat. “Ne zor yetişiyor di mi bebeler. Ne zor büyüyor, adam oluyor, eli kalem tutuyor insan. Ermeni’ymiş. Ne olmuş yani. Hepimiz Allah’ın kulları değil miyiz? Ne ayrı gayrımız var. Sonra geliyor bir cahil, belli ki doldurmuşlar yazık, ah kendini bilmez, vuruyor adamcağızı.” Kulağıma eğildi. “Sen şu F. Hanımcımla konuş da kendine gelsin. Hep depresyon, hep depresyon. Neymiş, herif bana niye yüzük almadı, niye lüks yere götürmedi? Bunlara ağlıyor vallahi. Ulan bak desene, memlekette neler oluyor desene şuna. Yazık günah di mi insanlara?.. Açlık var açlık!”

Ağzım açık bakıyorum Nurhayat’a. Burnunu çeke çeke, işe koyuluyor yeniden. Mutfakta beni bekliyor arkadaşımın arkadaşı. “Konuştun mu, kendine gelmesini söyledin mi?” diyor. “Yok”, diyorum. “Ben sadece dinledim. Bence sen de dinle Nurhayat’ı...”